Pazartesi, 24 Ağu 2009
admin
BAHARA MEKTUP
25 Ocak 1973
Sevgili Yavrum, Çocuğum,
İşte yeni bir bahar daha geliyor.
Dünya çiçeklenecek yine.
Dünyanın kaçıncı çiçeklenişidir bu, bilebilir misin?
Ben yine dünyayı, dünyanın güzelliklerini, kötülüklerini düşünüyorum. Aklına geliyor mu beş bin yıl önce yaşayan bir insan, bir kuş, bir koyun?
Aklına geliyor mu yedi bin yıl öncenin kışları, baharları? Askerleri, hapishaneleri, mahkemeleri; o zaman da bizim gibi mahpuslar vardı. Onların da karıları, çocukları.
Dünya çok kış, çok yaz, çok mahpus gördü sevgili. Daha da görecek. Savaşlar olacak; yağmur, kar, fırtına, her şey. İnsanlar en kötü günlerinde bile yarına umutla bakacaklar. Ama hangi insanlar?
Bazı insanlar vardır, onların yarını yoktur sevgili. Onların umutları da yoktur.
Bu kaç gündür oğlum gözümün önünden gitmiyor. Eli yanmış, incinmiş sanki, elini gösteriyor bana.
“Baba ufff!” diyor.
Nasıl yanıyor içim.Gerçek sanki. Benim güzel çiçeğim. Sen içimi bilirsin. Endişelerimi, coşkunluğumu, her şeyimi.
Yüreğime prangalar vurulmuş. Kanım sessiz bir ırmaktır şimdi.
Oğlumu yanaklarından öperim. Anamın ellerinden…
(Alıntıdır.SELİMİYE MEKTUPLARI)
Pazartesi, 24 Ağu 2009
admin
Sevgili,
Yazın soluğu kesildi. Hapishanemiz eskisi gibi sıcak olmuyor. Eylülle birlikte, güz aylarının o insanın içine işleyen solgunluğu başlayacak. Sonra kış, ilkbahar, yaz ve güz.
Dünyayı değiştiren, yenileyen her gün, bizim payımıza düşenleri de usul usul biriktiriyor. geleceğin eylülleri, ekimleri nasıl olacak? Sıradan bir çarşambası, cuması?
Daha iyi olacak sevgili, çok daha iyi olacak. Oğlumuz güzel bir dünyada yaşayacak. Bizim sıkıntılarımızı ve acılarımızı çekmeyecek.
Neyi özlüyorum biliyor musun sevgili?
Oğlumla uçurtma uçurmayı; geniş, sonsuz bir kırda.Gelinciklerin, papatyaların bol olduğu bir akşamüstü kırında oğlumla.
Sen neredesin o zaman? Evde akşam sofrasını mı hazırlıyorsun, sık sık pencereden bakıp geciktiğimiz için söyleniyor musun yoksa? Oğlumla ne zaman çıksak hep gecikiyor muyuz böyle? Şikayetçi misin bu konuda?
Artık geç kalmayacağız. Sevgili, hiç geç kalmayacağız. Bir daha uçurtma uçurmaya gidersek seni de götüreceğiz.
Hepinizi öperim.
(alıntıdır.SELİMİYE MEKTUPLARI)
Pazartesi, 24 Ağu 2009
admin
Canım Sevgili,
Birbirimizden farksız, tekdüze sürüp giden günlerimiz dün birazcık değişti, mahkemeye gittim;<> için. Denizi, martıları, telaş içinde koşuşturan insanları gördüm.
Gelmeyeceğini bildiğim halde seni aradım, küçük salonu dolduran karmakarışık, hüzünlü insan yüzleri arasında. Bir an ne çok isterdim seni görmeyi.
Güzelim, haziran kendini bitiriyor. 27′si, evliliğimizin ikinci yılı.
Umutlarımızın, sevinçlerimizin hüzne ve acıya dönüşeceği ikinci yıl. Salıya denk geliyor. O gün dışarda olmayı ne kadar çok isterdim. Sen,oğlumuz ve ben. Üçümüz. Oğlumuzla ilk yılımız olacaktı. Yiğit oğlum ve onun yiğit anası. Ah be güzelim, insan böyle anlarda serçe kuşu gibi güçsüz, çocuk gibi yufka yürekli oluyor. Geçecek be yavrum! Güzel günlerimiz de gelecek.
O gün, yani Haziran’ın 27′si, sen benim aklımda olacaksın. O gün mahpusluğumun en dokunaklı günlerinden biri olacak
Öperim yavrum. Sevgiyle…
(Alıntıdır. “SELİMİYE MEKTUPLARI”)
Pazartesi, 24 Ağu 2009
admin
Kadınım, Ciğerim, Sevgili…
Yokluğunun sıkıntısını öyle derin duyuyorum ki içimde. Biliyorum ki “sen” yakınımda değilsin artık. Uzaktasın, beni büyüten memleketimde, sıcağımdasın… Çocukluğumun, gençlik yıllarımın o günden güne çoğalan, yoğunlaşan tedirginlikleri, özlemleri canlanıyor kafamda. İnsan kaderini tayin edenlerin acımasız katılığı karşısında, alınterinin, uçsuz-bucaksız tarlaları dolduran yoksul köylülerin, kan kusan güneşin düşündürdükleri bir bir geçiyor aklımdan.
Ne güzel şeydir hatırlamak. Acıları yeniden yaşamak, hüzünlenmek. Ve en güzeli sevmek seni. Özlem duymak yokluğuna.
Sevgili bilir misin ki zor günlerin dayanılmaz sanılan sıkıntıları benim için yarınları oluşturan bir kaynaktır. Bilir misin ki ne kadar yokluk varsa benim hayatım o kadar tat kazanır. Düşüncelerimin giderek daha özgür, yalın ve sınırsız dünyalar kurduğunu bilir misin? Pisliklerden, ikiyüzlülüklerden, aldatıcı güzelliklerden uzak olmanın getirdiği bir gerçeklik duygusu, coşturan bir sevinçle dolduruyor içimi bazen. Çıktıktan sonra da “mahpusluk” hayatımı sürdürmek kararındayım. SEN, OĞLUM VE BEN. İlk bakışta bencil bir tutku gibi görünürse de, aslında kişisel özgürlüğünü bütün hayatı boyunca kendi adına hiç kullanamamış bir adamın kendine acımasıdır belki. Yarınları güzelleştirmek istiyorsak, her türlü yozluktan, gereksizlikten, aldatmacalardan arındırmak zorundayız kendimizi; kendimizi bulmak için.
Geldiğinde kapının altına atılmış bulacaksın mektubumu.
Sana “hoşgeldin” diyorum sevgili. Mahpus kocan yokluğunu susadı. Yakınımda olman ne güzel şeymiş. Adana’da olduğun her günün, hayatımın yokluğunda bir sayfa olduğunu bil.
Hoşgeldin sevgili. Sana susamış yüreğime hoşgeldin!
(alıntıdır.SELİMİYE MEKTUPLARI)
Pazartesi, 24 Ağu 2009
admin
DOĞUM GÜNÜ ŞEREFİNE…
Sağmacılar, 30 Mart 1972
Ciğerim,
Mektubu aldığın zaman, 1 Nisan olacak sanıyorum. biliyorsun, 1 Nisan benim doğum günüm. O akşam benim yerime bir bardak bira iç ve oğluma güzel şeyler anlat.
Artık Sağmacılar’dayım. Rahatım iyidir, tek düşüncem sizlersiniz. İyi olduğunuzu hep bilmek isterim. Kısa, sağlığınızı bildiren mektuplar yazarsan sevindirirsin beni.
Mahkemeye çıkıncaya kadar görüşeceğimizi sanmıyorum. Avukat arkadaşlarla konuşmak istiyorum. Engin’e haber ver.
Son ekleriyle bir T. Ceza Kanunu gönderir misin bana?
Oğlumun, senin gözlerinden öperim…(Oğlumu başa yazdım diye sakın kızma.)
Komşulara, pedere, valideye, büyük valideye selamlar…
Sevgilerle…
(alıntıdır.SELİMİYE MEKTUPLARI)
Pazartesi, 24 Ağu 2009
admin
Sevgili Fatoş,
Aranızdan ansızın ayrılmam hepinizi perişan etmiş olmalı. İçeriye alınma sebeplerini avukat arkadaşlarla görüşebilirsen, onlar sana anlatırlar.
Şu sıralar görüşme izni verilip verilmeyeceğini bilmiyorum. Öğren; mümkün olursa sevinirim.
Bazı şeylere ihtiyacım var. Gelebilirsen getirirsin, gelemezsen gönderirsin. Havlu, sabun, çamaşır, kazak, tokyo, kitap, mendil vs. Diş fırçası, cetvel (naylon), kalem, düz ve çizgili kağıt, zımba, dosya, klasör…Bilmem daktilo bırakırlar mı? Karbon kağıdı…
Oğlum nasıl diyemiyorum.
Sen nasılsın diyemiyorum.
Hepinizin gözlerinden öperim